5 Kasım 2016 Cumartesi

İTÜ SAKARYA İSTASYON GRAFİĞİ.

5 KASIM 2016 İTÜ-SAKARYA İSTASYON GRAFİĞİ.



Sakarya' nın doğusunu gösterir.

4 Kasım 2016 Cuma

İTÜ-SAKARYA İSTASYON GRAFİĞİ ANOMALİSİ. ( 4 Kasım 2016 )

4 Kasım 2016  İTÜ-SAKARYA İSTASYON GRAFİĞİ ANOMALİSİ.
İTÜ-Sakarya İstasyonu yine anomali verdi. Ancak bu anomali daha önceki anomaliden çok daha düşük miktarda gerçekleşti.


Söz konusu istasyon Sakarya' nın doğusunu işaret eder.


4 KASIM 2016 İTÜ-YEŞİLYURT-SAKARYA-TEKİRDAĞ İSTASYON ANOMALİLERİ

İTÜ YEŞİLYURT-SAKARYA-TEKİRDAĞ İSTASYON GARAFİĞİ ANOMALİLERİ 







İTÜ Sakarya-Yeşilyurt ve Tekirdağ İstasyonları oldukça yüksek miktarlı anomaliler vermiştir.

Bu anomalilerin harici etki kaynaklı olma ihtimali de 
vardır. Fakat hava şartlarındaki değişimin bu kadar etkili bir harici etki oluşturabileceğini düşünmüyorum.

Grafiklerin seyri kısa aralıklar ile tarafımdan dikkatlice izlenmektedir.
                 
                                                                                                                          Sismik Kalem

13 Ağustos 2010 Cuma

BALYA DEPREMİ

12 AĞUSTOS 2010 TARİHLİ MAGNİTÜD 4,8 BALYA DEPREMİ

                               
12 Ağustos 2010 Perşembe günü yerel saatle 05:23:04 Balıkesir’ in Balya ilçesi 4,8 büyüklüğünde bir deprem ile sarsıldı. Yaklaşık 2 yıl önce 10 Temmuz 2008 tarihinde bu lokasyona yakın sayılabilecek Gönen’ in Tütüncü köyünde 4,9 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmişti.

Bu iki depremin ortak özelliği yeryüzünden bakıldığında herhangi bir tektonik çizgisellik üzerinde yer almamasıdır. Yani jeolojik haritalarda deprem olan lokasyondan geçen herhangi bir fay hattı bulunmamaktadır.


Balya Depremi’ nin dış odağı Kuzey Anadolu Fayı’ nın güney kolu üzerindeki Gönen-Yenice Fay hattına paralel bir lokasyonda ve 12 km. derinliktedir.

Bu durum ilk bakışta biraz garip görünmektedir..

4,8 büyüklüğündeki Balya Depremi açılma rejiminin hüküm sürdüğü grabenlerle yarılmış Ege Bölgesi' nin çok yakınlarında bir yerde oluştu.

Balya Depremi hiç de öyle Ege Bölgesi’ ne özgü eğim atımlı normal fay ( graben ) depremi değil. Depremin odak mekanizma çözümü sağ yanal atımlı fay karakterinde. Depremin derinliği de tam KAFz`nin etkin olduğu derinliklerde.

Bu nedenle bu depremi bir derin sıcak sürüklenim depremi olarak nitelendirilebiliriz.

Balya Depremi' ni tek başına değil, son birkaç gündür Kuşadası Açıklarında ve Ege Denizi’ nde meydana gelen 94 adet depremcik ile birlikte değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Bu deprem fırtınası derinlerde tek noktada toplanmayan ezilme ve kırılmaların olduğunu göstermektedir.


Ege Bölgesinde aletli dönemde ( 1900 yılından bu güne kadar ) meydana gelmiş olan büyük depremlerin dış merkez dağılım haritası, yüzeysel tektonik olgularla kolay anlaşılabilir bir ilişki içerisinde değildir.


Orta ve batı Anadolu’ daki dış merkez dağılımı, bir takım çizgisellikleri temsil ediyor gibi sıralanmış olduğı halde, yeryüzünden ve hatta uzay imajlarından bu çizgiselliklerle tektonik hatlar ( fay hatları ) üst üste çakışmamaktadır. Batı Anadolu’ daki sismik çizgisellikler deltoid ( baklava ) biçemli geometrik şekiller meydana getirecek şekilde biçimlenmektedir. Bu sıralanmalar ise DAFz’ nin doğrultusuna yaklaşık olarak paralel ve ona dik doğrultularda oluşmaktadır.



Yeryüzünden bakıldığında görünemeyen bu tektonik çizgisellikler, Prof. Dr. Uğur Kaynak tarafından “ tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar ” olarak tanımlamıştır. Ege Bölgesi' deki yer kabuğunun ilk 5 km. sinde graben rejimi işlev görse de daha derinlerde tektonizma bu “ tersten çalışan doğrultu atımlı gizli faylar ” lar tarafından belirlenmektedir.

Bundan sonra bölgede daha önceden birikmiş olan stress, İzmir’ den - Eskişehir`e doğru çizilen 20 km. eninde bir koridor içerisinde etkili olmaya başlayabilirr. Önümüzdeki günlerde bu koridorda etkin sarsıntılar meydana gelebilir.

Batı Anadolu’ daki bu birbirine paralel depremsel çizgilerin neden böyle tuhaf bir şablona sahip olduklarının da bir açıklaması var. O açıklama da Anadolu’ daki ofiyolit kayaçların dağılım haritasında gizlidir.

Üzerleyen kabuğun hendeğe doğru ilerlemesi durumunda jeolojik çağlar sürecinde hendek zamanla yer değiştirir. Bu yer değiştirmeler sürekli olmayıp sıçramalı şekilde olurlar. Bu durumda birbirine paralel olarak geri çekilen dalma-batma zonları oluşur. Bu dalma-batma zonlarının ardındaki volkanizma sıkışmalı rejim dolayısı ile asitik volkanizma ile karakterize olurken, dalan kabuğun kendisi ise ofiyolitiktir.


İşte bu nedenle Paleotethys Okyanusunun Batı Anadolu kabuğunu oluşturan Güney kanadı ve Neo-Tethys Okyanusunun Kuzey kanadı geri çekilen hendekler prosesi ile çalışmışlardır.


İşte bu sıcak sürüklenim çizgisellikleri o geri çekilen hendeklerin geometrisini bu gün bize deprem dış merkezleri vasıtası ile çizerler.

İzmir - Eskişehir çizgisi aynı zamanda Neotethys eklem kuşağı ile özdeşleştiği için sanılandan daha fazla depremseldir..Çünkü kıtasal kabuğun eklem yerleri aktiftir!


Geçtiğimiz kış aylarında Balya Depremi’ nin meydana geldiği lokasyon ile aynı hizadaki Kumköy civarında Gönen-Yenice Fayı depremsiz soğuk sürüklenim yapmıştı. Hatırlarsanız bu yüzden Kumköy civarındaki karayolu çökmüş, Kumköy regülatöründen Bandırma’ ya su sağlayan isale hattı ise bu depremsiz sürüklenim esnasında ard arda meydana gelen heyelanlar yüzünden tam on kez fay tarafından kesilmiş, Bandırma şehri tam 50 gün susuz kalmıştı. Tektonik göller tarafından fay kompartmanlarına basılan su sayesinde büyük fayların bazı kısımları depremsiz olarak kayma yeteneği mevcutken Balya’ dan geçen bu sıcak sürüklenim çizgiselliğinin böyle bir yeteneği olmadığından 4,8 büyüklüğündeki depremi üreterek Anadolu mini plakasının güney-batıya doğru sürüklenim işlevini yerine getirmiştir.


Balya lokasyonunun bir özelliği daha vardır. Marmara Bölgesi’ nde GPS vektörlerinin aniden güney- batıya dönmeye başladığı eksenin merkezindedir.

Bundan birkaç gün önce Elif Akba hanımın Enez’ den yaptığı deprem ışıması gözleminin de Balya Depremi ile ilişkisi vardır. Hatırlarsanız deprem ışıkları ile ilgili yazımı : “ taşın ( kayacın ) dile gelip konuşması bu olsa gerek ” diye noktalamıştım.


Bildiğiniz gibi el fenerlerinin ucunda bulunan ampul yanarak ışık verir ve etrafı aydınlatır. Fakat fenerin ışık vermesini sağlayan esas etmen ampulün kendisi değil, ona enerji veren pilidir.

Balya Depremi öncesinde “ deprem ışımasını ” sağlayan şey fay hattı üzerinde, kimyasal bileşiminde kuvars kristali bulunan kayaçlar ile bu kayaçlara etki ederek deprem ışımasına neden olan bölgede yüzyıllardır biriken stresstir.



DEPREM IŞIKLARI

DEPREM IŞIKLARI ( EARTHQUAKE LİGHTS)


 Deprem ışıklarının görüldüğü lokasyon ve tarihler, ortaya çıktıkları yer ve dönemler, deprem ışıklarının, fay hareketleriyle büyük ölçüde ilişkili olduklarını gösteriyor. Bu konuda çok sayıda video kaydı ve çekilmiş fotoğraf vardır.


Denizlerde deprem ışıkları veya ışımaları görüldüğüne ilişkin çok sayıda gözlem vardır..


Bazen kalabalık bir insan grubu tarafından topluca görüldünün örneklerine de rastlanır.


Mesela Bandırma’ da 16 Haziran 2008 tarihinde, deniz manzaralı sahil gazinolarında oturmakta olan çok sayıda vatandaş , denizin üzerinde yarım saat süreyle ışık kümeleri gördüğünü iddia etmişlerdi. Aynı gün Bandırma Körfezi' nde gündüz ve akşam saatlerinde 3,4 3,2 ve 2,8 şiddetinde üç ayrı deprem olması ayrıca dikkat çekici nitelikteydi. Hatta bu depremlerden bir tanesinin olmasının ardından ışık kümelerinin görüldüğü bile söylenmişti..


En basit bir anlatım ile deprem ışıklarını “ iyonize olmuş gaz ” olarak tanımlayabiliriz. İyonize olmuş gazlar deniz yüzeyine ulaşıp üzerlerindeki basınç düştüğünde çok özel bir ortam ( plazma ) oluşturup glimli ( soluk renkli, parıltılı ) deşarj yaparlar. Bu gaz çıkışı esnasında deniz yüzeyine yükselen gaz kabarcıkları yüzünden deniz suyu hafifçe köpürür..


Eğer bu gaz çıkışları çok yoğun bir biçimde olduğunda o lokasyondaki denizin üzerinde tesadüfen bir gemi bulunuyorsa, deniz suyu gaz kabarcıkları yüzünden kaldırma gücünü kaybettiğinden gemi olduğu yerde batar. Gemi bu gaz kabarcıkları sütunundan kurtulduğu zaman ani bir biçimde yeniden ortaya çıkar.


İşte meşhur Bermuda Şeytan Üçgeni’ nin sırrı budur!


Yani bunları bilmek için hiç de öyle alim filan olmaya gerek yok ki.. Teknolojide bunların çok sayıda uygulamaları mevcut durumda zaten. Benim bildiklerimin çoğunu sizler de biliyorsunuz. Önemli olan beynimizi birazcık yorup “ algı kapılarımızı” zorlamak; “ bigi dağarcığımızda ” bulunan daha önceden öğrendiğimiz bilgiler ” ile “doğal olaylar” arasındaki ilşkiyi kurabilmektir.


Hepimizin bildiği Floresan lambalar- aslında 40 yıl önce Nicola Tesla tarafından bulunmuş olsa da- ilk defa 1939 yılında “ New York Dünya Fuarı ” nda General Electric Firması tarafından sergilenmiştir. Ampüle rakip olarak çıkan floresan lambalar enerji tasarrufu avantajlarıyla dikkatleri çekiyordu.


Flouresan lambada katod tarafından iyonize edilen düşük basınçlı neon gazı, infrared ışık bandında glimli deşarj yaparak, camdan yapılmış tüpün yüzeyine sürülmüş bulunan CaCO3 ( Kalsiyum karbonat ) boyası sayesinde etrafına ışık saçar. Böylece iyonize olan gaz ve onun işıldattığı tüpün iç yüzeyindeki kireç tozu bizi aydınlatmış olur. Eğer adi cam yerine kuvars camı kullanılıp tüpün içi kireç tozuyla boyanmazsa bu defa süper marketlerde satılan IR ( infra red) lambaları imal edilmiş olur. Sedef ve/veya vitrigo hastalığı tedavisine kullanılan PUVA lambaları da aynı yöntemle imal edilirler.


Peki, o zaman denizdeki gazları iyonlaştıran kuvvet nedir?


Marmara Denizi’ nin altında, deniz tabanında yatmakta olan fay (!)


Daha doğrusu o fay üzerinde yüzlerce yıldır birikmiş olan stress. Örneğin toplam uzunluğu 100 km. olan segment ( fay parçası ) çalışıp deprem üretmeye yeltendiğinde bu segmentin merkezinden segment uçlarına doğru 250’ şer km. uzaklıkara kadar deprem ışıkları üretme yetenekleri vardır.


Fakat bir tek koşulla. Fayın geçtiği lokasyomdaki kayaç yapısının içerisinde kuvarz kristallerinin bulunması şartıyla. İşte bu yüzden yeryüzünde her büyük deprem öncesinde deprem ışıması veya deprem ışıklarını göremiyoruz.


Aslında altımızdaki kayaçların yapısının müsait olup deprem ışıkları üretmesi ve bu ışımaların bizler tarafından görülebilmesi bizler için bulunmaz bir nimettir. Çünkü bağıra-çağıra bizlere depremin gelmekte ( yaklaşmakta ) olduğunu haber vermektedir..


Taşın ( kayacın ) dile gelip konuşması bu olsa gerek

11 Ocak 2010 Pazartesi

The MARMARA PROBLEM

17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nin hemen ardından 7 Eylül 1999 tarihinde 5,9 büyüklüğünde Atina Depremi meydana gelmişti. Yunanistan kıta sahanlığında, 17 Ağustos 1999 deprem kaynağından 400 ila 1000 km. arasında değişen uzaklıklarda meydana gelen yoğun deprem etkinliğini artışını araştıran Brodsky ve arkadaşları bu hareketlenmeyi 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nin tetiklemiş olduğu sonucuna varmışlardır.
 Bu araştırmacılara göre Kocaeli Depremi' nin yüzey dalgalarının geçişinden hemen sonra başlamış olan bu deprem etkinliğinin Kocaeli depreminden bağımsız, rastlantısal olma olasılığı %5 den fazla değildir.


Bu olaylar dizisinde gerek gelip-geçici (transient), gerilimin genliği (bu genlik, hızın genliği ile orantılı bir değerdir), gerekse enerji yoğunluğu olarak ifade edilebilen tetikleyici dalganın gücü (strength of the triggering wave) Californiya Imperial Valley' de incelenmiş olan tetikleme olaylarına göre en az üç kat daha azdır.


Böyle olmasına rağmen tetikleme olayı gerçekleşebilmiştir. Brodsky' ye göre, kaynaktan bir fay boyu uzaklıkta bile, durağan ( statik )gerilimin, bu depreme bağlı değişme miktarı, günlük gel-git olaylarının neden olacağı miktardan bile az olduğu için, söz konusu tetikleme dinamik gerilim geçişi ile meydana gelmiş olmalıdır.


Aynı araştırmacılar, tetiklenmenin sismik bakımdan en etkin olan yerlerde değil de, bilinen jeotermal alanlarda veya sıcak sıvıların derinlerde varlığının olası olduğu yerlerde meydana gelmiş olduğunu belirlemişler, bu noktadan yola çıkarak tetikleme için gerekli fiziksel mekanizmanın da bu özellikler ile ilgili olma olasılığının yüksek olduğu kanısına varmışlardır. Brodsky ve arkadaşlarınae göre gelip-geçici gerilimlerin, saatler, günler sonra deprem üretebilecek kalıcı gerilimlere dönüşme mekanizmasının temelinde, ıslak kayaçlardaki kırıkların uçlarındaki yüksek gerilim bölgelerindeki kimyasal etkileşimin hızlandırılmasının etkisi veya rolü bulunabilir. Bu kimyasal etkileşimler, çatlakların giderek, ve kısmen spontane olarak, büyümesine ve gerilim azalmasının ivme kazanmasına yol açabilir, ve eğer kırıklar dinamik gerilim geçişi öncesinde kritik konumda bulunmaktaysalar, bu süreç bir deprem ile sonuçlanabilir.

Kayaçların gözeneklerinde bulunan akışkanların tetikleme mekanizmasında genellikle çok etkili bir rol oynadıkları anlaşılmaktadır. Elastik kabuğun, büyük ölçüde, geçirimli olduğu görüşü, açılmış olan derin sondaj kuyularından elde edilen bilgilerle de doğrulanmaktadır. Bu özelliği nedeniyle, üst kabuğun elastik değil, elasto-plastik bir ortam olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Yerkürenin kabuğunun oluşturduğu kritik sistemde akışkanların, hiç değilse bazı bölgelerde, depremsellikte çok önemli bir faktör olarak hesaba katılmaları doğru olacaktır.


Miller ve arkadaşlarının 2004 yılında yaptıkları bir araştırmada, kabuğun derinliklerinde yüksek basınç altında hapsedilmiş olarak bulunabilen karbondiyoksitin, büyük bir deprem sırasında başlayan hızlı göçünün, tetikleme mekanizmasındaki önemini vurgulamaktadırlar.


Vidale ve Li 2003 yılında NATURE dergisinde yayımlanan bildirilerinde tetikleme mekanizmasının varlığını kesinleştirecek bazı gözlemlere yer vermektedirler. Vidale ve Li bu çalışmalarında 1992 Landers Depremi' nde yenilmiş olan ana fay parçalarından birisinde (Johnson Valley Segmenti) dönemsel olarak ölçmekte oldukları sismik hızlarda 1999 yılındaki Hector Mine Depremi sırasında önemli değişimlerin meydana geldiğini gözlemişlerdir. Bu araştırmacılar Landers Depremi sonrasında fay zonunda, bu zonda deprem sırasında meydana gelmiş olan tahribatın onarılmakta olduğu anlamına gelen P ve S hızlarındaki artışın, Hector Mine Depremi ile birdenbire onarım öncesi değerlere düştüğünü saptamışlardır. Hector Mine Depremi' nin sarsıntılarının Johnson Valley Fayı’ nda meydana getirdikleri hasarı, bu zonda kayaç parçaları arasındaki bağlantıların kuvvetli sarsıntılar sırasında kopmasına bağlayan bu araştırmacılar, bu olayda dinamik gerilimin temel rol oynamış olduğunu düşünmektedirler. Vidale ve Ni' in hesaplarına göre, Johnson Valley Fayı’ nda Hector Mine Depremi' ne bağlı olarak meydana gelen durağan gerilim artması yarım megapaskal, gelip-geçici dianamik gerilim ise birkaç megapaskal düzeyinde olmuştur. Düşük dirençteki fay zonları sarsıntılardan hasar görmeye çok duyarlı bir konumdadır. Bu özellikleri, kırıklı olmalarının yanı sıra, düşük empedansları nedeniyle sismik dalgaların genliklerini büyütme eğiliminde olmalarından da kaynaklanmaktadır..



                                            DEPREMDEN ON YIL ÖNCE MARMARA


Yeryüzünde, üzerinde meydana gelen depremlerin tarihsel ve konumsal sıralanışları itibarıyle birbirini az ya da çok takip eden başka fay örnekleri de vardır. Ama bunların hiçbiri Kuzey Anadolu Fayı kadar şaşırtıcı değildir. Rahmetli Prof.Dr. Aykut Barka' nın Kuzey Anadolu Fayı üzerindeki çalışmaları sayesinde, artık bu dizilişin bir raslantı olmadığını öğrendik. Buna göre, yer kabuğunun üst kısmımlarının yüzeyindeki kesintili ve yeryüzünden onlarca kilometre derinliklerde kesintisiz ötelenme arasında bir yarış var. Bu bayrak yarışının, birer depremle sonuçlanan etaplarının sonuncusu, Kocaeli depremiydi. KAF' ın uzak ucundan ( Erzincan' dan) gelen gerilme birikimi, Marmara Denizi' ne, İstanbul' un açıklarına teslim edildi. Gerilim, her geçen gün biraz daha artarak bu noktada belirsiz bir süre korunup saklanacak. Ta ki KAF' ın batı ucundaki yarış, yeni bir depremin patlak vermesiyle bir etap daha ilerleyinceye kadar..

Kuzey Anadolu Fayı üzerinde depremlerin batıya doğru olan düzenli göçü, son 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi ile bir kez daha kendini göstermişti. Prof. Dr. Aykut Barka ( rahmetli) o büyük depremin ardından, dünyada, 7 den büyük depremin belli bir yöne göç etmesinin bir başka örneğinin bilinmediğini söylüyordu. Aykut Barka bunu, "bir doğa harikası" olarak nitelendiriyordu. " Bu olayı güzel yapan yönü, bir sonraki depremin yerinin öngörülmesine olanak vermesiydi. Çünkü potansiyel deprem bölgesinde yaşayan insanlara depremi önceden haber verme ümidi doğuyor.." diyordu.



Kuzey Anadolu Fayı gibi yanal atımlı transform faylar, yerkabuğunda düşeyde 50-70 km. derinliklere kadar inebilen kırıklardır. Büyük levha hareketleri sonucu, faylar sürekli baskı altında kalırlar ve uzun vadede deprem üreterek her iki yanları ( kompartmanları) farklı yönlere hareket ederler. Bu hareket yaklaşık on kilometre derinlikten başlayarak aşağılarda hemen hemen sabit hızda ve kesintisizdir ( sürekli). Sert olan dış yüzeyde ise, hareket, ancak fay üzerinde oluşan depremlerle ve kesintili olarak gerçekleşebilir. Depremler arasında geçen zaman dilimlerinde, derinlerdeki yavaş hareketler sonucu faylar bir yay gibi gerilirler. Fayın her iki kompartmanını bir arada tutan, sürtünmenin yüksek olduğu kısımlarda gerilim özellikle yüksektir.


Rahmetli Aykut Barka 1996 yılında ABD' li yer bilimci Prof. dr Ross Stein ile birlikte yazdığı " Progressive failure on the North Anatolian Fault since 1939 by earthquake stress triggering " ismli makalede bir sonraki depremin lokasyonunun İzmit olacağını doğru tahmin ettiği için bilim dünyasında Kocaeli depremini bilen profesör " olarak tanınmaya başlamıştı. Bilim dünyasında " Kuzey Anadolu Fay Hattı" nı en iyi bilen kişi olarak tanınan Barka, 17 Ağustos 1999 depreminin ardından en çok " İstanbul'daki deprem riskinin göz ardı edilmesinden" yakınıyordu, akıp geçen zamanın çok önemli olduğunu, hatta yaşamsal önemi bulunduğunu, her geçen günün altın değerinde olduğunu sık sık vurgulardı..


1939' dan 1992' ye kadarki büyük depremlerin ve derindeki sürekli kaymanın yolaçtığı toplam gerilme değişimleri. Model üzerinde gerilme aktarımı 1930' dan başlayarak yeniden yaratılmış. Her şekilde, bir sonraki depremin merkezi çemberle işaretli. Son şekilde, İzmit üzerinde, yaşadığımız son deprem ile aktarılmış olan gerilme birikiminin depremden önceki yüksekliği (kırmızı renk ) görülebiliyor..

Kuzey Anadolu Fayı devri bir faydır. Yani üzeinde belirli aralıklarla büyük depremler üretir ve bu derpremler doğudan batıya doğru göç ederler. Kuzey Anadolu Fayı verdiği söze sadık bir faydır. Depremler sinsice gelmez. Ben geliyorum der ve gelir. Kuzey Anadolu Fayı 1939 Büyük Erzincan Depremi ile bu devri hareketine sıfırdan tekrar başlamıştı. Hareket doğudan başlar ve tıpkı bir tırtılın yürüyüşü gibi batıya doğru ilerler. Tırtıl 1939' da Erzincan' dan harekete geçti. 1942, 1944, 1947, 1957, 1967 depremleri ve en son olarak da 1999 depremlerini üretti. Kuzey Anadolu fayının üzerinde sadece bu yüzyılda bile 23 adet, M> 6,5 magnitüdlü yıkıcı deprem meydana gelmiştir ve bunlardan 6 tanesi Marmara Denizi ve çevresinde yer almıştır. 1999 yılında meydana gelen depremle Marmara' da suskun dönem sona ermiştir. Depremden sonra yapılan tüm bilimsel araştırmalar ve bilimsel bulgular, yakın gelecekte Marmara Denizi içinde 7 veya üzeri büyüklükte bir depremin meydana geleceğine işaret etmektedir.


12 kasım 1999 tarihinde meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki Düzce Depremi merkez üssü Kocaeli olan 7,8 lik depremin tetiklediği bir depremdir. Düzce Depremi 'nden sonra, İstanbul' da büyük deprem olacağına ilişkin korkum daha da artmıştı. 7,8 lik Kocaeli depreminden sonra yırtılma doğuya veya batıya devam edebilirdi, tabii zamanı bilinemiyordu. Kocaeli Depremi çok büyük bir depremdi. Kuzeybatı Anadolu' daki gerilim dağılımını ( stres change) büyük ölçüde değiştirmişti. 12 kasım 1999 Düzce Depremi, Kuzey Anadolu Fay hattındaki kırığı hem doğuya, hem de batıya uzattığını gösterdi. Bu çok nadir görülen bir durumdu. Bu yüzden modellenmesi çok zordu. KAF' ın doğuya uzanan kısmı bir sürü artçı depremi tetiklemişti. Bu da tetiklenen depremlerin en büyüğü idi. Tarihsel döneme bakıldığında Kuzeybatı Anadolu Fay hattındaki kırılmaların İzmit ile Bolu arasında gidip geldiğini görüyoruz. Ancak büyük depremler hep doğudan batıya doğru gelmiştir. Tarih boyunca da bu böyle olmuştur.

1939 yılında başlayan büyük depremler dizisinin herbiri yaklaşık 7,5 büyüklüğünde bir deprem yaratacak kadar enerji biriktirmişti. Şimdi fayımız Marmara Denizi' nin içinde iki ucundan gerilmiş bir yay gibi gergin duruyor. 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nin aletsel büyüklüğü 7,8 'di. 17 Ağustos depremi de, batısında kalan faylara en az bu kadar bir enerji yükledi ve bu enerjinin boşalması gerekiyor.


Sonuç : İstanbul' da ve/veya Güney Marmara' da büyük bir deprem olmak zorunda..


                                                          ON YIL SONRA MARMARA
17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nin üzerinden 10 yıldan fazla bir süre geçti. Bu süreçte Marmara' da gerilim ( stress) önemli bir ölçüde attı. Buna karşın son zamanlarda Marmara Bölgesinde meydana gelen depremcikler tam tersine bir azalma eğilimine girdi. Bu durum biraz garip. Çünkü 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nden on beş gün sonra 7 Eylül 1999 da Atina' da 5,9 luk bir deprem tetikleyen 17 Ağustos 1999 depremi henüz kendi yakınlarında bir deprem tetikleyemedi.


17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nden sonra hem Marmara' nın batısında bulunan birden fazla fay segmentlerine; (kuzey kol, orta kol ve güney kola) hem de doğu uçtaki Gölyaka segmentine ve Kuzey Anadolu Fay zonunun üzerindeki Kaynaşlı segmentine gerilim aktarımı ( stress transfer) yapılmıştı.

17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nde üzerinde kırılmanın meydana geldiği fay segmentlerinde bile, geçen bu 10 yıllık süre içerisinde yeniden biriken gerilim 4-4,5 büyüklüğünde bir deprem potansiyeli oluşturacak miktarlara ulaştı. Yarın öbürgün Gölcük ya da Karamürsel merkezli 4,5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelirse, kimse hani deprem olan bir bölgede 200 yıl geçmeden bir daha deprem olmazdı, bu da ne şimdi böyle diye şaşırmasın..


Marmara Denizi ve yakın çevresi 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi' nden sonra depreme yenilerek kırılan fayların batısında kalan coğrafi bölge çok fazla gerilim ( stress ) altında kalan bir bölge olup potansiyel deprem bölgesidir. Bu noktayı biraz daha açacak olursak, Marmara Bölgesi' nin çok iyi bilinen 2000 yıllık tarihsel büyük depremlerin ve 1900' lü yıllardan sonra başlayan aletli ( meydana gelen depremlerin sarsıntısının ölçülüp kaydedildiği) dönemde, yani pratikte 20. Y.Y.' ın başından beri çalışmayan ( deprem üretmeyen ) fayların yerleri, uzunlukları ve dolayısıyla ( bu iki bilgi ışığında) üzerlerinde meydana gelebilecek potansiyel depremlerin büyüklükleri kolayca hesaplanabilir.


Buna göre tek başlarına kırılırsa:


Orta Marmara Segmenti( OMS ) : Olası Deprem Büyüklüğü    M>7






Adalar Segmenti ( AS ) : Olası Deprem Büyüklüğü    6,4>M>7


İmralı Segmenti : Olası Deprem Büyüklüğü   M>7


Edincik-Sarıköy Segmenti : Olası Deprem Büyüklüğü    6,4>M>6,9


Mekece-İznik Gemlik Segmenti : Olası Deprem Büyüklüğü    M>7


Uluabat-Manyas Segmenti : Olası Deprem Büyüklüğü  M>7


Gönen-Yenice Segmenti : Olası Deprem Büyüklüğü   M>7

Çan-Biga-Etili segmenti : Olası Deprem Büyüklüğü   6>M>6,8


Ganos-Segmenti : Olası Deprem Büyüklüğü  M>7


Yukarıda sıralanan olası senaryolar teorik bir takım hesaplamalara dayanılarak yapılır. Fakat pratikte bazı handikaplar vardır. Örneğin Orta Marmara Segmenti geometrik yapısı sebebiyle tarihinde hiçbir zaman tek başına kırılmamıştır. OMS+AS, GS+OMS veya GS+OMS+AS şeklinde bitişiğindeki komşu segmentlerle birlikte deprem üretmiştir. Bu durumda üretebileceği olası depremlerin büyüklükleri sırasıyla: 7,2 ; 7,3; 7,7 olacaktır. Adalar Segmenti veya Ganos Segmenti' nin tek başlarına çalışma ihtimali biraz zayıf olsa da bu olasılığı engelleyecek fiziki bir durum söz konusu değildir..


Eğer Yalova-Truva Fayı çalışırsa Yani Yalova-Çınarcık açıklarından gelen, İmralı adasının kuzeyinden geçerek Kapıdağ kıstağını keserek Edincik' ten Biga Yarımadası' nda karaya çıkan ve güney Marmara' da devamla Truva' dan geçtikten sonra Ege Denizi' ne ulaşan yaysı fay bir kerede kırılırsa bu deprem ülkemizde aletli dönemde yaşanan en büyük deprem olacaktır...










BANDIRMA' NIN FAYLARI

Bandırma şehri depremsellik açısından üç ayrı fay hattı tarafından büyük bir potansiyel tehdit altında..

Birincisi 12 Mart ve 5 Ekim 2008 tarihlerinde sırasıyla 4,8 ve 4,2 lik Çınarcık-Yalova Deprem' lerinin üzerinde meydana geldiği, 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi'nin yaşandığı Gölcük Fay Segmentinin devamı olan Yalova Fayı Segmenti. Yalova fay hattı Yalova' dan sonra denize girip İmralı Adası' nın güneyinden geçerek Kapıdağ Yarımadası kıstağını keserek karaya çıkıyor ve Edincik fayı-Sarıköy fayı-Çan-Etili-Truva Fayı çizgiselliği ile Ege Denizi' ne çıkıyor. En son 1737 yılında üzerinde 7,2 büyüklüğünde bir deprem üretmiş. Erdek' deki Antik Hadrianus Tapınağını iki taksitte tamami ile yıkan (MS 543 ve 1063 yıllarında) depremleri üreten de işte bu fay hattıdır.


İkinci Fay hattı : da Gemlik' ten gelen aşağı yukarı Marmara Denizi' nin güney sahillerinin izini sürerek Bandırma' dan geçen fay hattıdır. En son 2006 yılında Gemlik de üzerinde 5,2 lik deprem üretmiştir.


Üçüncüsü ise 2003 ve 2006 yıllarında üzerinde iki adet 5,1 büyüklüğünde deprem üreterek Bandırma' lıları epeyce korkutan Manyas ( Kuş gölü) içinden geçen fay hattıdır. Gördüğünüz gibi Kuzey Anadolu Fayı' nın Bolu' nun batısından itibaren üç kola saçaklanmasıyla oluşan kollardan en kuzeydeki hariç diğer kollar Bandırma civarında birbirine en yakın konuma gelmektedir. Bu sebeple üç ayrı fay hattı da son yıllarda üzerinde 5 büyüklüğünde depremler üreterek canlı olduklarını ve büyük bir depreme hazırlık yaptıklarını adeta bize söylemektedirler.





                                        Bandırma' dan geçen 3 ayrı fay hattı.



Bunlardan başka ; Kuzey Anadolu Fayının İstanbul' un 20 km. yakınından geçen en kuzey kolu, Marmara Adası’ nın kuzeyindeki eğim atımlı faylar ve Gönen-Yenice Fayı da Bandırma için ikinci dereceden deprem tehditi oluşturmaktadır. Bu fay hatları üzerinde meydana gelebilecek olası bir depremin Bandırma' yı etkilememesi söz konusu olamaz.


                                     Güney Marmara' daki fay segmentleri.


Geçtiğimiz yaz aylarında Bandırma Körfezi' nde birçok kişi tarafından görülen o garip ışık kümelerinin, depremsiz bir enerji boşalımı olabilme ihtimali çok yüksek. Aynı güne rastlayan üç adet 3 büyüklüklü depremde bunu kanıtlıyor gibi görünüyor. Bu yaz tatilinde Bandırma Körfezi’ ndeki Tatlısu tatil köyünde kumsalda sanki tam kara ile denizin birleştiği yerde bir derinleşme (çökme?) gözlemledim.


Son yılalarda yine Erdek Körfez' inde aşırı deniz çekilmeleri oluyor. Bu yaz Erdek Körfezi' nde hiç rüzgarsız sakin bir havada sebepsiz deniz dalgaları (ard arda iki-üç dalga) gözledim. Benim gözlemim başkaları tarafından da doğrulandı.(Pınar Baba) Bandırma Körfezi' nde bu yılın bahar aylarında mendirekte daha önce hiç olmadığı kadar aşırı deniz seviyesi alçalması olmuştu. Bunu gazeteler de yazmıştı. Bandırma' da Livatya plajı haricinde kıyılar pek kumsal olmadığı için bu deniz seviyesi değişimleri çıplak gözle pek algılanamıyor. Alçalma bir ölçüde gözle farkedilebilse bile deniz seviyesi yükselmesi hemen hemen hiç fark edilmiyor. Örneğin şu son günlerde Erdek' de yaşanan deniz seviyesi alçalması ile eş zamanlı olarak Bandırma Körfezi'nde tam tersine deniz seviyesi yükselmesi olması gerekiyor. Acaba gerçekte böyle bir olay var mıdır? Aslında biraz dikkatli bakan gözler bunu kolaylıkla (suyun normal zamanlardaki deniz seviyede bağlanmış olan midyelerin hizasını yukarı doğru geçtiğini görerek) gözlemleyebilirler.

Geçtiğimiz yıl yaşanmış daha başka belitiler de vardı. Deniz içindeki fay hatlarından çıkan metan, argon ve diğer gazlardaki artışın hızlanmasıyla Erdek körfezinde görülen deniz analarının topluca ölüm olayları ve buna bağlı olarak balıkçıların ağlarına takılarak ağları bir daha kullanılmayacak duruma getiren salya olayları. Yine Bandırma ve Erdek Körfezlerinde ortak olarak görülen deniz suyunun belirli bir derinlikten sonra oluşan ve yavaş hareket eden kabuklu deniz canlıları ile bitkileri öldüren çamur olayı. Bu olaylar dizisi daha da arrtırılabilir. Burada üzerinde durulması gereken asıl konu tek başına bu olaylar değil fakat bu olayların son bir iki-yıl gibi kısa bir zaman dilimi içerisinde birbiri ardından görülmesidir. Normal olmayan budur.


Son zamanlarda Bandırma-Erdek Körfezleri civarında sayıları artan bu belirtiler, yaklaşmakta olan büyük bir depremin habercileri de olabilir. Tabi ki bir kesinlik söz konusu olamaz. Ama bu gelişmeler aklı başında Bandırma' lı amatör depremciler tarafından çok dikkatle gözlemlenmelidir. Bu belirtilerin benzerleri 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depreminden önce de ayniyle yaşanmış fakat ne yazık ki hiç değerlendirilememiştir. Depremin ardından geçen 9 yılın ardından, yaşanan onca acı tecbrübeden sonra bu iletişim çağında ikinci defa böyle bir durumun yaşanmasına izin vermemeliyiz..



                          Güney Marmara' da son 1900 yılda meydana gelen depremler.



                Marmara Bölgesi' nde da son 1900 yılda meydana gelen depremler.

İzleyiciler